Yazı Detayı
27 Şubat 2020 - Perşembe 11:25
 
Anımsarım...
Sümeyra YILMAZ
 
 

        Hayal meyal hatırlıyorum; bir yaz günü hava yeni yeni kararıyor güneş batmış ama geceye tam dönmemiş, o ılık-gri hava... köyün taşlı yolları arasında bir kaç saat önce hafif yağmış yağmurun  birikintileri, ağaçlarda serçeler ötüyor. Bir kadının sırtındayım ama kendimi göremiyorum öyle filmlerdeki hayal sahneleri gibi, güldüğümü anımsıyorum. neden gülüyordum, ne konuşuluyordu hatırlamıyorum ama o an bende hiç kaybolmuyor, her anımsayışımda içim ısınıyor...

       Yine bir sahne; sedir üzerinde oturmuşuz sabah güneşi camdan vuruyor, bir kahvaltı sofrası, sıcak çörek kokusu. kenarı boncuk oyalı yemenisinin bir yanını kulağının arkasına atmış hararetli hararetli konuşan bir kadın sofrada- kızgın desem değil mutlu desem değil, yorgunluğunun haklı sitemini dışa vuruyor sanki... anımsıyorum o anı ve sanki o günkü sabah güneşi o an içime vuruyor...

       Bembeyaz örtmüş her yanı kar, hiç ses yok sokaklarda. Ayaz, öyle ayaz ki; çatılarda buz sarkıtları ama üşümüyorum sanki, mümkün olduğunca oyalandığımı hatırlıyorum. Harmanı kaplamış kar üzerinde ilk ayak izlerini bırakmanın zevkiyle, kara bata çıka yürüyorum. tahta bir kapıdan içeri giriyorum, yem-kepek-saman-gübre karışımı bir koku sıcaklıkla sinmeye başlıyor üzerime. bir kadın var tabureye çömelmiş inek sağıyor, bir taraftan da konuşuyor sağdığı inekle, ötesindeki buzağı ile, gülüyorum. Sesleniyorum, bana dönüyor terlemiş yüzünü, gülüyor... Ne sonrasını ne o anki muhabbeti hatırlıyorum. Ama Anımsıyorum bu sahneyi ve her hatırlayışımda üzerime sinen o sıcaklıkla koku içime siniyor, evet o ahır kokusu içime sinmiş mis gibi...

       Büyüüük bir bahçe; yemyeşil sebzeler, yeşillikler içinde görünüp kaybolan bir kadın slüeti. bir şeyleri ezmemek için gayret göstererek yanına ilerliyorum, elleri çamur, ayağında lastik ayakkabılar, bahçesini ezdim diye hem kızıyor bana hem elindeki hortumla sulamaya devam ediyor. Bahçeden bir şey istiyorum. Doğruluyor, güneş yanığı yüzünü dönüp kaşlarını çatıyor önce, "git al" diyor, tam ben toplarken yanıma gelip bir daha kızıyor "az" aldığım için. Kendi elleriyle hızla koparıp tutuşturuyor kucağıma. Asık surat dediğime bakmayın hiç üzmüyor o kaş çatış beni toprağın sertliğiydi onunkisi, o kadar vermişti ki kendini toprağa O'na benzemişti huyu da; toprak kadar sert, toprak kadar bonkör, toprak kadar hassastı aslında... Anımsıyorum  o sahneyi, her anımsayışımda Toprak kokuyor ruhum, her yeşil bahçenin içinde slüetini görüyorum...

         Kurumuş ot kokusu geliyor burnuma, evin önündeki buğday yığınını hatırlıyorum. O yığının yanına oturmuş buğday taneleriyle oynayışımı, çıkan buğday böceklerini korkusuz ama biraz tedirginlikle uzaklaştırışımı, yalınayak şalvarlı ufak tefek kadının elinde kalburla ter içinde buğday elerken sağa sola ritmik şekilde Sallanışını, salındıkça gözümde ne kadar devleştiği, verdiği ufak görevleri büyük bir hevesle yaptığımı hatırlıyorum. Tavukları uzaklaştır, civcivleri kümese koy, bir bardak su ver, çuvalın ağzını aç... Sesini anımsayamıyorum ne yazık... Ama onunla iş yapma sorumluluğunun içimde yarattığı duyguyu, O ufak tefek kadının dünyayı sırtında taşırcasına güçlü olduğunu anımsıyorum. İçimde emek vermenin  övüncünü bir kez daha hissediyorum...

       Tandır başında, elinde evraaç bembeyaz yufkayı çevirirken geliyor gözümün önüne. Beyaz boncuklu yemenisi yine başında, önüne sarkan yemenisinin ucuyla ara ara terini siliyor, ekmek açan kadınların kahkahası kulaklarımda... Konuşurken birden sinirlenişi birkaç saniye içinde sanki hiç kızmamış gibi yumuşayıp gülümseyen yüzü gözümün önünde ve gülüşünü her hatırlayışımda içime yayılan sıcak ekmek kokusu...

        İplik çilesini takmış koluma hızla yumak yapıyor, bazen ciddileşen bazen yumuşayan yüzüne bakıp taktir bekliyorum. O yumağı hızla sardıkça bir sağ yana bir sol yana yatırdığım kollarımla dünyanın en keyilifli oyununun içinde hissediyorum kendimi; yumak hızla büyüyor, kollarım hafiliyor, arada bir dolaşıp takılan ip kollarıma dinlenme fırsatı veriyor. Yumak büyüyor, büyüyor...Sonra rengarenk desenler, eşikleri dolduran paspaslar, ayaklarımızı saran patikler oluveriyor. Elinin emeğine bastık üşümeyelim diye... Şimdi rastladığım her desende, seni hatırlıyorum.

Çileyi sarışın geldikçe aklıma, oyun olmaktan çıkıyor anılarım; çilelerini nasıl toparlayıp etrafına rengarenk sıcaklık olarak dağıttığını anlıyorum.

Yazılara sığdıramayacağım kadar çok şey anımsıyorum, çocukluğumun her anısında emeğin var. Emek deyince, Ana deyince, direnmek deyince, toprak deyince, sevgi deyince, kızgınlık deyince, acı deyince, evlat deyince, Kadın deyince seni hatırlarım...

Çocukluğumdan bir kaç anı paylaşmak istedim, istedim çünkü kaybetmek insana varlığı hatırlatıyor. Öyle büyük olaylardan bahsetmiyorum, mutlu, huzurlu hissettiren, o anda hiç farkında olmadığımız ama yıllar sonra bir sesle, bir kokuyla, ya da bir olayla aniden zihnimizde canlanan küçük anların önemini anlıyor insan yoklukta... Anılarıma değer katan büyük bir kadın anısına...

 
Etiketler: Anımsarım...,
Yorumlar
Haber Yazılımı