Yazı Detayı
15 Ağustos 2016 - Pazartesi 13:03
 
Beyaz Geceler…
Bilal ÖZKAN
 
 

Ankara-Moskova, St.Petersburg-İstanbul…

Petersburg, Dostoyevski’nin doğduğu şehir. Dostoyevski Beyaz Geceler romanında mahcup romantik bir genci anlatır. Kim bilir bazı romanlarında olduğu gibi kendisini anlatıyor bu romanda da…

St.Petersburg sadece Dostoyevski’nin değil aynı zamanda Rusya Devlet Başkanı Putin’in de doğduğu şehir. Putin Beyaz Gecelerdeki o genç gibi romantik midir bilinmez ama Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı mahcup ve samimi ev sahibi edasıyla karşılaması Türkiye’nin dostluğuna ve samimiyetine ne kadar önem verdiğinin göstergesi bence. Putin’in Sayın Cumhurbaşkanımızı Doğduğu şehirde misafir etmesi ayrıca dikkate değer bir detay.

Başkent anlamında Ankara’nın karşılığı Moskova olmakla beraber kültürel ve tarihi misyon olarak da İstanbul’un karşılığı da St.Petersburg. Çar I. Petro tarafından 18. Yüzyılda kurulan şehir, Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısı. 200 yüzyıl kadar da Çarlık Rusya’sının başkentliğini yapmış. Neva Nehri en bilinen ve sosyal anlamda da şehrin can damarı…

Putin’in Erdoğan’ı kendi şehrinde misafir etmesinin inceliği ve St.Petersburg ile ilgili kısa bir derleme yapmaya çalıştım. Böyle bir ortamda gerçekleşti Türkiye-Rusya görüşmesi. Uçak krizi sonrası iki liderin ilk buluşması olması dolayısıyla çok önemliydi. Diğer bir önemi de Sayın Cumhurbaşkanının Türkiye’deki “alçak kalkışmadan” sonraki ilk yurt dışı ziyareti idi.  Her kesimin çıkaracağı mesajlarla dolu bir ziyaret oldu. Avrupa Birliği, ABD, NATO mesajı almış olacaklar ki, birbiri ardına temkinli demeçler geldi.

ABD ve AB’nin Türkiye’deki kalkışma hadisesinin zanlısı olması ve bu iddiaya hâlâ adam akıllı cevap verememiş olmaları suçluluk psikolojisinin gereği. Bu kalkışma esnasında NATO’nun dolaylı olarak kullanılması ve bunun somut emarelerinin olması AB ve ABD için gerçekten küçük düşürücü ve zor bir durum.

Ülkemizde yaşanan hadisenin ardından ilk önemli ve tek tepkinin Rusya’dan gelmesi manidar. Rusya ziyaretinin ardından ABD’nin NATO ile tehdit etmesi kendisi açısından ayrı bir handikap. Suriye krizi boyunca Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelmek istemeyen ABD ısrarla ve sinsice Türkiye’yi öne sürmeye çalıştı. Şu an net olarak ortaya çıktı ki, uçak düşürme hadisesi de ABD kuklası FETÖ’nün ihanetlerinden biriydi. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının nasıl başladığını hatırlamakta yarar var. Belli bir siyasi ve ekonomik istikrar sağlanmış ve bu konularda ivme yakalanmışken, Sultan Abdulhamit Han’ın ısrarla savaştan kaçınmasına rağmen zamanın Osmanlı Genel Kurmayı ve hariciyesindeki bazı unsurların Sultanı savaşa zorlaması uçak krizinde yaşadıklarımızın kopyası gibi. Tek fark şu ki, o zaman İngiltere her iki ülkeyi provoke ve manipüle etmeye çalışıyordu bu gün ABD. Fakat Senaryo aynı. Başta Allan’ın Rahmeti, Milletin duası ve Devletin ferasetiyle bu tuzağa düşülmedi. Bazı hatalar yapılmadı değil. Bu kadar hengâme ve fitnenin içerisinde bunlar tolere edilebilecek hatalar.

1950’lerden bu yana eksen tartışması bitmedi ülkemizde. Neden bir kutbun yada ülkenin çekim etkisinde olmamız gerektiği ise hiç sorgulanmadı. Sovyet Rusya korkusuyla ABD ve NATO politikalarına esir edildi ülke ve devlet. Son olaylar Milli iradenin yanı sıra özgüven potansiyelini de ortaya çıkardı. Yani belli bir eksen etkisinde olmadan kendi ekseni etrafında var olunabileceğinin de farkına varıldı. Tabii ki, global siyaset, oturup bu ifadeleri yazmak kadar kolay değil. Çok fazla hesap, denklem ve oyun içinde oyun var. Bütün bunların üstesinden 15 yılda oluşturulmaya çalışılan Milli Politikalar ile geline bileceğini düşünmek aşırı iyimserlik olur. Fakat bu başlangıç bile çok önemli bir merhale.

En azından şunu herkes biliyor ki, ABD ve AB ile yürütülen siyaset artık eskisi gibi olmayacak. Sayın Cumhurbaşkanımızın Yeni Kapı’da verdiği mesajlarda bunun işaretlerini veriyor.

Klişe bir cümleyi tekrar edeceğim; “Nasıl ki, 18 Mart 1915 yeni Türkiye Cumhuriyeti için milat olduysa, 15 Temmuz 2016 da aynen o kıymette bir milat oldu”.

Bu bilincin hiç eksilmemesi temennisiyle, 15 Temmuz Şehidlerine Allahtan Rahmet diliyorum. Rabbim bizleri Onlara yoldaş etsin…

 
Etiketler: Beyaz, Geceler…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı