Yazı Detayı
11 Eylül 2015 - Cuma 14:49
 
Düne dair birkaç söz.
Bilal ÖZKAN
 
 

Devlet babadır... Şefkati önce gelir. "Milli Birlik ve Kardeşlik" slogandan öte şeyler ifade ediyordu. Kimi için gereksiz, kimi için zayıflık, kimi için ihanet, kimi için mecburiyet, kimi için korkaklık anlamına geliyordu. Sürecin mimarı içinse devletin baba şefkatinin bütün halka ulaştırılması, ülkenin kazanımlarından tüm vatandaşların payına düşeni alması hedeflenmişti. Milli Birlik; devletin demokrasi, hukuk, adalet, emniyet, sağlık, eğitim...vs hizmetlerinin vatanın her karışına aynı nitelikte ulaştırılması ile mümkündü.

Kardeşlik süreci ise sosyolojik derinliği olan bir kavram. Onlarca yıldır ekilen nefret tohumları iki kardeşin yüreklerini biribirinden uzaklaştırmıştı. Milletinden ziyade ümmeti önceleyen iki kardeşe asabiyet zehrini fark ettirmeden enjekte ettiler. Birini küçümsediler, diğerine güvensizlik aşıladılar. Birinin gözleri önünde babasına anasına zulmettiler, diğerini kahramanlık hikayeleri ile şovenleştirdiler. İki kardeş aynı coğrafyada bin yıldır birlikteydiler. Hiç akıllarına gelmemişti milliyetleri. Biri ümmetin ağabeyi, diğeri küçük kardeşti. Malazgirtte de böyleydi Çanakkalede de... Yüzyılların emeğiyle kurulan kardeşlik, tahribin gücünün isbatı gibi, çeyrek yüzyılda nefrete dönüştürülmeye çalışıldı.  

Bunlar son otuz küsür yılda çokça duyduğumuz ve okuduğumuz şeylerdi. Yıllarca terörün sebebini aramakla zaman geçirdik. Kimi üç beş çapulcu dedi, kimileri için terörün başlaması oradaki halka güvenilmeyeceğinin(!) ispatı idi. Kimi olayı cehalete, kimisi fakirliğe, kimi hakir görülmeye, kimi de hainliğe bağladı kendince...

Ülkemizin güzide aydınları bunları söyleye dursun, terör örgütü bir üst akıl yönlendirmesiyle son derece stratejik hamlelerle korku alanını genişletti. Halk korkmaya çok müsaitti, yıllarca devlet denen ne menem olduğunu bilemediği, gönderdiği her görevlinin demoklesin kılıcı misali korku saldığı maziden geliyordu. Devletin uluları(!) yıllarca halkı korku kırbacının etkisinde tutabilmek için içlerinden ağalar peydahladı. Bu durum anadolunun sadece belirli bir bölgesinde değil genelinde böyleydi. Tek fark bazı bölgelerde uygulama daha aşağılık ve daha zalimceydi.

Osmanlıdan Türkiye Cumhuriyetinin ilk zamanlarına kadar anadoluda önemli otoriterlerden biri de her yörenin saygı duyulan, hürmette kusur edilmeyen, en azından beş altı nesil evveliyatı bilinen, genellikle de Nakıb-ül Eşrafta kayıtları bulunan Seyyidlerden oluşan toplum önderleriydi. İhtilaflar, husumetler, kavgalar, anlaşmazlıklar ekseriyetle devletin kadısına, hakimine gidilmeden bertaraf edilir, taraflar sulh olurdu. Yeni Türkiyede Osmanlıdan kalan bir çok şey gibi bu toplum önderlerine de tahammül yoktu. Bir çok anadolu alimi müberra şahsiyet istiklal mahkemelerinde idam edildi. Bir çoğuna türlü eza ve cefa reva görüldü. "Alimin ölümü alemin ölümü" düsturu ile, Osmanlı nefreti koskoca anadolu toplumunu manen yok etti. İnsan tabiatı da boşluk kabul etmiyor, yerine ikame edilen liderler, hedeflenen düzenin mimarları tarafından taşeron olarak seçildi. Küçük maddi menfaatleri için mazlum müslüman halkı inanılmaz bir istibdatla resmen ezdi. Resmen dememden kasıt, devlet ricalinin yönlendirmesine atfendir.

Biz Müslümanların kardeş denilince ilk aklımıza ümmetin gelmesi iktiza eder.  Yukarıda bahsettiklerim sadece Anadolunun değil Ortadoğunun da yüz yıl önceki dramatik halinin arzıdır. Maalesef yüzyıl önceki senaryo yine aynı coğrafyada tekrar edilmek isteniyor. Yine yine yine yeniden dizayn... 

 
Etiketler: Düne, dair, birkaç, söz.,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı