Yazı Detayı
29 Ocak 2017 - Pazar 19:24
 
Eski yazı
Bilal ÖZKAN
 
 

Osmanlı kültüründen kopuşun en keskin icraatlarından biri harf inkılabıydı. Son yıllarda, geçiş dönemini yaşayanların “eski yazı” diye tabir ettiği Osmanlıca Türkçesine büyük rağbet var. Bazı mecralar tarafından ne kadar “mezar taşı” sululuğu yapılsa da milletin kendi geçmişine duyduğu saygı ve özlem Osmanlı Türkçesi öğrenmeyi de teşvik ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü nezaretinde Hayrât Vakfı tarafından verilen Osmanlı Türkçesi eğitimleriyle binlerce kişi geçmişiyle tanışma imkânı buldu. Osmanlıca’ ya merak ve hevesi olanlar Hayrât Vakfının ve Pusula Eğitim ve Kültür Derneğinin internet sitelerinden kurslara katılımla ilgili bilgi alabilirler.  

Bize de emeği geçenlere teşekkür etmek düşüyor.

Âmâk-ı Hüzün

Bilim, faraziyeden ziyade nazariyeye itibar eder. İnsan ise gerçekleri kabul etmekten ziyade olayın farklı tezahürlerinin faraziyeleriyle teselli bulmaya çalışır. Bu arada kader de sonsuz seçenekler arasından en adil olanı yaşatır.

Ülkemizde ve dünyada yaşanan onca olayın kaderin adaleti ilkesinin dışında bir açıklamasını yapmak gerçekten zor. Kader adaletinin, marifeti de ihatası müşkül bir mesele.

Suriye en yakînimizdeki hadise. Yıkılan şehirler, zulme uğrayan insanlar, yetim-öksüz kalan onca çocuk. Sebep olanları suçlamanın dışında ortaya koyacak hiçbir açıklama yok. Nedim’in tabiriyle “tahammül mülkünün yıkıldığı” bir anda, Çanakkale Harbinin bunaltıcı zamanında, İstiklal Şairimiz sebeplerin sahibine sitem ederek;

 yâ Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

nûr istiyoruz... sen bize yangın veriyorsun!

'yandık! 'diyoruz... boğmaya kan gönderiyorsun!

Serzenişleriyle kendi zamanından Suriye ve diğer coğrafyaların şu anki ahvaline tercüman oluyor. Suriye ve Suriyelilerin durumu beşeri nazariyenin fevkinde. Umut ederim ki, İlahi adalet mazlumların ahını da eyvahını da zayi etmeyecek. Hem dünyada hem de rûz-i mahşerde…

Anlaşılmaya çalışmak

Can Yücel, anlaşılamamaktan muzdarip şair. “Herşey sende gizli” şiirinde  “Ne renk olursa olsun kaşın gözün. Karşındakinin gördüğüdür rengin…” diyerek bu ızdırabını mısralara dökmüş. Bir şey ya da olguyu karşındakine tam ve doğru şekilde anlatabilmek gerçekten çok zor. Hele hele insanın kendini tam olarak anlatabilmesi neredeyse imkânsız.

Başkanlık sistemi tartışmalarında mühim nokta da bu bence. Ne iktidar detaylar hakkında tatmin edici bir sunum yaptı ne muhalefet neye itiraz ettiğini tam olarak izah etti. Gerek sunumu gerekse itirazları referandum sürecinde görebileceğimizi umut ediyorum. TBMM Genel Kurulunda yapılan her iki oylamada kabul edilen 18 maddeye ayrı ayrı baktığımızda, yoruma açık, muallak, flu ifadelerin olmadığı, aksine nicel ve net ifadeler kullanıldığını görüyoruz. Cari olandan farklı olarak, yürütmenin üzerindeki denetimin daha da artırıldığı dikkatimizi çekiyor. Yani yeni sistemde Cumhurbaşkanı yetkilerinin bütün sorumluluğunu da taşıyor. Dolayısıyla herhangi bir olumsuzlukta şu ve ya bu bakan yahut bürokratı değil doğrudan yürütmenin en tepesinin sorumlu olduğu gayet sarih bir şekilde belirtilmiş. Hemen bütün parlamenter rejimlerde olduğu gibi, Türkiye’de de Cumhurbaşkanı yürütme organının sorumsuz kanadını oluşturur. Bu da günümüz pratiğindeki gibi örnekte sorun oluşturur. Yapılacak değişiklikle bu absürt ve sürdürülemez durum düzeltilmiş olacak. Yeni sistemin yeni ve hayırlı ufuklar açmasını temenni ederek ve halkında teveccüh göstereceğini tahminle hayırlı olmasını diliyorum.

 

 
Etiketler: Eski, yazı,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı