Yazı Detayı
22 Şubat 2016 - Pazartesi 13:21
 
Güvenlik Şeridi
Bilal ÖZKAN
 
 

2015 yılını terör felaketiyle noktalamıştık, 2016 da yine bir felaketle başladı maalesef. Onlarca masum, sivil insan hayatını kaybetti. Son yıllarda yaşadıklarımız gerçek manada “Kurtuluş Mücadelesi” ve tam manasıyla yedi düvelle mücadele ediyor Türkiye. Tıpkı yüzyıl öncesi gibi…

Yüzyıl önce Cenevre’de imzalanan Sykes-Picot’ta olduğu gibi yeni bir paylaşımın savaşı veriliyor Ortadoğu’da. Ne trajiktir ki, tarihin ilk yazılı antlaşması bundan 3500 yıl önce Suriye’nin paylaşılmasıyla neticelenen Kadeş Antlaşmasıydı. Bugün ise yüzyıl önce olduğu gibi yine Ortadoğu’nun yeniden dizaynı için küresel güçler hem kendileri hem de vesayet ettikleri örgütleri ile Suriye’de bir anlamda dünya savaşı yapıyorlar.

Türkiye bugün dünyanın en azılı terör örgütleriyle mücadele eden tek ülke diyebiliriz. DEAŞ, PKK ve PYD-YPG hemen yanı başında cirit atarken ve 900 km’lik sınırını bu alçak örgütlere karşı uluslararası hukuk çerçevesinde savunmaya çalışıyor.

2014 yılına kadar askeri anlamda bölgeden uzak duran Rusya birden sahaya hızlı bir giriş yaptı. Türkiye’nin hem coğrafi hem etnik hem de tarihi yakınlığı olan ve Suriye ile tek bağlantı yolu olan Halep’e açılan tek koridor Cerablus’u bombalayarak başladı Rusya’nın müdahalesi. ABD hiç ses çıkarmadı.

Peki, ABD ne yapmak istiyor. Bir yandan petrol fiyatlarını ısrarla 30 dolar tavanında tutarak Rusya ve İran’ı cezalandırmaya çalışırken, diğer yandan İran-Rusya ikilisine Suriye’de geniş bir hareket imkânı veriyor. ABD Suriye’de oyunun inisiyatifi kaybetmiyor ve kontrol edebileceği oluşumlarla (PYD-YPG gibi) saha mücadelesini veriyor. Bunda da son derece başarılı oluyor.

ABD’nin bu kadar rahat hareket etmesinin bir nedeni de uluslararası hukuk anlamında elinde kullanabileceği birçok araç olması. Eğer BM Güvenlik Konseyinde bir karar çıkartamazsa bu kez NATO’yu devreye sokuyor, o olmazsa ‘ulusal çıkarlarım söz konusu’ diyor, o da olmaz ise şayet ikili anlaşmalardan doğan hakkım deyim sözüm ona ‘zor durumdaki müttefikine yardıma’ koşuyor. Yani her durumda ‘gemisi batmayan’ bir ABD var.

Her şerde bir hayır vardır derler. Bu son hadiseler olmasaydı ve ABD ilk kez bu kadar açıktan Türkiye zararına bir terör örgütünü desteklemeseydi Türkiye Cumhuriyeti Devleti de bu kadar net ABD’nin müttefikliğini sorgulayamayacaktı. Kimileri için beyhude çaba olarak görülebilir fakat Türkiye sayesinde 60-70 yıllık BM ve NATO oluşumlarının yüksek sesle eleştirildiği başka bir dönem olmadı. Bugün olmayabilir ama bir gün mutlaka bu oluşumların adaletsiz ve birkaç ülkenin menfaatine olan davranışlarının sonunun geleceğine en azından inanmak zorundayız.

ABD terör örgütleriyle Türkiye’yi, petrol fiyatlarıyla Rusya ve Arap Ülkelerini, mülteciler ile Avrupa Birliğini DEAŞ ve İsrail ile Ortadoğu’yu, El Kaide türevi örgütlerle Afrika’yı, sermayesiyle Çin’i başarıyla kontrol ediyor. ABD dediğimiz yapı bir devletten daha fazlası, aynı zamanda küresel sermayenin de yönetim merkezi. Sermaye aracıyla global ve bölgesel siyaseti kolayca dizayn ediyor. Dolayısıyla bir ABD devletinden ziyade ABD misyonundan bahsetmek daha doğru olur. ABD’yi yönetenler her söyleminde Amerikan çıkarları ya da ulusal güvenliğimiz dese de aslında bu tam da ‘beni de ayakta tutan sermaye ve bu sermayenin güvenliği’ dediğini anlamamız gerekiyor.

Türkiye için ise şu an ki konjonktür tam anlamıyla ulusal güvenlik sorunu. Ciddi manada Suriye’nin kuzeyinde Türkiye aleyhine bir oluşuma doğru gidiliyor. Rusya ve ABD doğrudan bu oluşumun yapılanmasına katkı sağlıyor. Ülke olarak Kuzey Irak tecrübemizden biliyoruz ve bir kırk yıl daha böyle bir oluşumla mücadele etmek istemiyoruz. Bu yüzden iktidarı ve muhalefet ile bu mesele de konsensüs sağlamamız gerekiyor. Böyle bir meselede ayrılan kim olursa olsun üzerine ciddi şüpheleri çekeceği aşikâr.

Son hadise bir kez daha gösterdi ki, Türkiye’nin güvenlik şeridi Halep’ten başlıyor. Hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın güvenliği için Halep’e kadar olan bölgenin (Halep dâhil) kesinlikle uçuşa yasak ve güvenli bölge olması şarttır. 

 
Etiketler: Güvenlik, Şeridi,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı