Yazı Detayı
10 Aralık 2015 - Perşembe 12:25
 
Rusya’ya Acem Oyunu…
Bilal ÖZKAN
 
 

Bir Acem atasözü der ki, “Bir Şah delirdiği zaman Kafkaslarda savaşa gider”.

İran tarihine baktığımızda, özellikle son 200 yıllık zaman diliminde yaşananlar Türkiye’den çok da farklı değil. Belki İran 1979 devriminden bu yana iç siyaset açısından en istikrarlı dönemini yaşıyor. Bunda; 79 devriminde bütün muhaliflerin birlikte hareket etmesi ve Şahın devrilmesinin ardından Humeyni’nin rasyonel bir manevra ile diğer muhalifleri de ortadan kaldırması. Ülkede etkili bir muhalefet olmaması ve rejimin son derece temkinli hareket etmesi neticesinde ABD, İsrail ve Suudi istihbaratlarının kimi operasyonları da sonuçsuz kaldı.

Türkler ve İranlıların tarihte çok ilginç bir etkileşim ve mücadelesi olmuştur. Sanat, bilim ve devlet yönetimi konusunda Türkler İranlılardan çok şeyler öğrendiler. İşin daha ilginç olanı 20. yüzyıla kadar İran'da kurulmuş olan hemen hemen her devlet bir Türk hanedanı tarafından yönetildi. Selçuklu ve Osmanlı askeri gücünün kesin üstünlüğü altında kalan İran, her defasında kurnaz siyaset manevralarıyla bütün gaileleri atlatmayı başarmıştı. İran’ın uluslararası siyasette alışa geldiği genel tavrı asgari müştereklerle kendisine ortaklar bulmak ve ortaklarını maşa olarak kullanmak.

Komplo teorisi diyebilirsiniz belki, benim uçak düşürme krizinin öncesi ve sonrası için aklımdaki en önemli aktör ve Suriye üzerine hesabı olan ülkelerden en önemlisi İran. Öyle ki, Suriye İran için bir nevi istinad duvarı. Suriye’yi kaybetmek Rusya için elbette ki çok önemli fakat İran için hayati bir mesele. İran’ın şu anki psikolojisi “şartlı tahliye edilmiş mahkûm” gibi. İran ile “5 artı 1” Ülkeleri arasında imzalanan ve bazı koşullarla mukayyet olan ambargonun hafifletilmesi anlaşması konulan şartlardan dolayı İran aleyhine pamuk ipliğine bağlı. İran’da en mahir olduğu şeyi yapıyor ve Rusya’yı kullanıyor.

Rusya, hem geçmişinde hem de günümüzde; sanat, bilim ve edebiyatta çok önemli saygı duyulacak değerlere sahip. Fakat aynı şeyi devlet adamları için söylemek güç. Çarlık dönemi malum, Ekim devrimi sonrası da bir nevi “sosyalist militarizmle” yönetilen ülke, entelijansiya olarak zengin fakat devlet adamı, idareci olarak ya zalim-despot ya da egolu ahmaklarca idare edilmek zorunda kalmış.

24 Kasım hadisesinden bu yana Putin’i takip ediyorum. Putin’in şahsında da Rus Devlet İdaresini. Tuhaf bir şekilde Ülkemizin ana muhalefet lideriyle davranış benzerliği dikkatimi çekti. Manipülasyona son derece açık. Çevresinin, davranışlarında büyük etkisi var. En önemli özelliği “aklının sığlığı” belli olmasın diye çok konuşmamasıydı. Fakat uçak düşürme hadisesi resmen Putin’in kimyasını bozdu. Oto-kontrolünü kaybetti. Özellikle İran etkisiyle, uluslararası arenada hamleler yapmaya çalıştı. Önce komik bir şekilde Kremlin Sarayı'nda Savunma Bakanı Sergey Şoygu Rus savaş uçağının kara kutusunu Putin'e sundu. Son olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) olağan toplantısında Rusya; Ankara ve Bağdat arasında yaşanan Musul krizini gündeme getirdi. Ancak BMGK; toplantı sonucunda, bu konuda herhangi bir açıklama ya da bildiri yayımlamaya gerek görmedi. Rus büyükelçi Çurkin; konunun Güvenlik Konseyi toplantısında değerlendirilmesi için sunulan mektubu Irak hükümetinin verdiğini söyledi. Ancak Irak’ın BM Daimi Temsilcisi Muhammed Ali el Hakim bu iddiayı reddederek, Güvenlik Konseyi’ne Türkiye ile ilgili mektup vermediklerini belirtti. BMGK’nin bırakın bir basın açıklamasını, bir başkanlık açıklaması dahi yapmaması Rusya’nın düştüğü durumu anlamamız açısından önemli.

Dilerim ki, Rusya bu Acem oyunlarına daha fazla gelmez. İran kendi Şahı Kafkaslara savaşa giderse delirmekle itham eder, Kafkaslardaki Putin’i Doğu Akdeniz’de savaşa sürükler. Sanırım İran kalabalık ve huzursuz bir ortam oluşturmaya çalışıyor. Nedeni yine bir Acem atasözünde gizli;

 “Hırsız kalabalık ve huzursuz bir ortam ister” 

 
Etiketler: Rusya’ya, Acem, Oyunu…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı