Yazı Detayı
26 Mayıs 2015 - Salı 13:43
 
Spontane yazı…
Bilal ÖZKAN
 
 

 

İçine atar da atarsın… Hep diline gelir geri yutarsın. Tolere etmenin onlarca yöntemini dener, yenilerini keşfedersin.  Görmezden gelirsin. Ama öyle bir an gelir ki, bardak taşar, tahammül kalmaz.

Bürokratik oligarşiye karşı girişilen idari, siyasi ve hukuki mücadele son yıllardaki, en iyi işlerden sayılabilir. Kapalı kapıların açılması, vatandaşın hizmete ve bürokrata kolay ulaşabilmesi kamu yönetimindeki başarı olduğu kadar, insani bir zorunluluk aynı zamanda.

Bütün iktidarlarda olduğu gibi, mevcut iktidarın da bürokrasideki hamleleri tartışıldı. Belki en çok tartışılan dönem oldu. Devletin stratejik ve ulusal güvenlik ile ilgili bürokrat atamaları vatandaşı doğrudan çok fazla ilgilendirmiyor. Fakat icracı bakanlıkların bürokrasisi doğrudan vatandaşın ilgi alanına giriyor. Devlet kademelerinde bakanlar siyasi sorumlu olarak, konu ile ilgili hükümet politikasının ana hatlarını ortaya koyar. Politikayı detaylandırıp, hizmete dönüştürmek hiyerarşinin en altından en tepesine kadar bürokrasinin hünerine kalmıştır.

Hep söylenen ve öyle de olması gereken, kişiye görev değil, göreve uygun kişi, yani “Liyakat” esasının temel prensip olması gerekir.

Birçok alışkanlık değişti bu dönemde, ama bir tanesi var ki, genlerimize işlemiş olacak bir türlü değiştiremedik, vaz geçemedik. “Benim liyakatsizim, benden olmayan işin erbabından iyidir” felsefesi, aynı zamanda bürokrasimizdeki güven(!) kavramının da tanımı oluyor. Bu alışkanlığın nelere mal olduğunu son dönemdeki malum operasyonların neticesinde gördük ve yaşadık.

Bir siyasinin, istediği bürokratla çalışması, en doğal hakkı. Sorun şurada; çalışma halkası yakın, akraba, hemşeri, cemaat, cemiyet, mahalle arkadaşı, komşu, okul, yurt, asker arkadaşı vs. den olursa işte orada bir sorun var demektir.

Özellikle doğrudan icracı misyonu olan; Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı işinin ehli kişilere teslim edilmediği sürece tam anlamıyla toplumsal tatmin sağlanamaz.  Son on yılda Bakanlıklarda üst düzey bürokratlık yapmış birçok kişi, Bakanlığı bir nevi basamak olarak kullandı. Birçok vali, yargı üyesi, RTÜK ve TRT, Anadolu Ajansı ve daha birçok önemli kurum ve kuruluşta, ya üst kurul üyeliği, ya da üst düzey yönetici olarak geçiş yaptı.

Denebilir ki, devletin bir kurumundan bir başka kurumuna geçiş olamaz mı? Elbette olur. Sorun şu: kısa süreliğine geldiği Bakanlıkta, Bakanlığın önümüzdeki 40-50 yılını etkileyecek çalışma ve değişikliklere imza atıyorsa, bundan daha büyük sorumsuzluk olur mu?

Örneğin; Sağlık Bakanlığının istisnasız bütün çalışanlarını etkileyen, Teşkilat Yasası değişikliği çalışmasının başında olan bürokrat şu an vali. Tabiri caizse Bakanlığı hallaç pamuğu gibi dağıttı, akabinde çok sürmedi valiler kararnamesiyle vali olarak atandı. Sorunlar yumağı da öylece ortada kaldı. Aradan dört yıl geçmesine rağmen teşkilat yapısındaki sorunlar tam olarak çözülebilmiş değil. Zaman zaman çıkarılan yönetmeliklerle de olsa, yavaş yavaş eski yapıya dönülüyor olması yaşanan çelişkiyi anlamaya yetiyor.  

Anglosakson ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere Avrupa’nın aksine, bürokraside yakın çevre hegemonyası Ortadoğu’ya özgü bir davranış. Avrupa Birliği standartları, İktidar olma iddiasında olan siyasilerin istisnasız birleştiği nadir hedeflerden. Bu hedeften önce halledilmesi geren en önemli sorun ise; ADALET. Temsilde adalet, vergide adalet, yaşam standartlarında adalet, okumada adalet, sağlıkta adalet, bürokraside adalet… hasılı devlette adalet. Olmaz ise, üzerine bina edilen ne kadar da mükemmel olursa olsun yıkılmaya mahkûm. Neden mi? Çünkü:

Adalet devletin temelidir…



 

 
Etiketler: Spontane, yazı…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
03 Haziran 2015
Yüzyılın Seçimi…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı