Yazı Detayı
03 Haziran 2015 - Çarşamba 12:23
 
Yüzyılın Seçimi…
Bilal ÖZKAN
 
 

Söz konusu demokrasi olunca her seçim önemlidir. Bazı seçimler ise; zamanı, konjonktürü ve dönemselliği açısından çok daha ciddiye alınır.

Türkiye’de yeni bir dönem olarak tanımlanan, 3 Kasım 2002 sonrasındaki yapılan seçimlerin ve referandumların istisnasız tamamı “hayat-memat” meselesi kadar önemliydi. 2002 yılı öncesi Türkiye’sinin basit siyasi çekişmeleri ile asla mukayese edilemeyecek, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ikinci Milli Mücadele seferberliği diyebileceğimiz kadar mühim seçimler yaşadık.

Her seçim ve referandum öncesinde şeytanın aklına bile gelmeyecek, entrika, kumpas, tuzak, kışkırtma, hile ve aldatmanın onlarca yeni türevini bu dönemde gördük. Başarısız olunca da her sonuçtan sonra millete karşı hakaretin, aşağılamanın, küfrün, sinkafın, nefretin, cinnetin ve cinayetin yine onlarca yeni versiyonunu yaşadık.

Bu gün yaşananları daha iyi anlamak için, Türkiye Cumhuriyetinin yeni kurulduğu, daha doğrusu kurulma aşamasında olduğu zamana gitmek gerek. Yıllar boyunca savaşlardan belini bir türlü doğrultamayan, savaşlar sonunda da örselenmiş bir avuç halktan başka bir bakiyesi kalmamıştı vatandaş olarak. Devletin kurucu erkleri gerek Lozan’daki emperyalistlerin tesiri, gerekse kendilerinden mülhem alicenap(!) düşüncelerinden olsa gerek, örselenmiş, aç, bitap ve fakr-u zaruret içerisinde bulunan halka, hizmet edecek idareciler yerine “efendi” olmayı uygun görmüşlerdi. Yıllarca, bu vatanın, verdikleri şehitler, gösterdikleri büyük fedakârlıklar nispetinde asıl sahibi olan sıradan halkı bu “efendiler” tarafından her fırsatta tahkir edilmekten beri duramamışlardı.

Hususen, devletin stratejik kademelerine on yıllarca asla ama asla yaklaştırılmamışlardı. Bu zamana kadar devletin Hariciye Vekâletinde “efendilerin” de elitlerinden sayılan “monşerler” egemen güç olmuşlar. Keza Çankaya’dan en ehemmiyetsiz vekâlete kadar, devletin egemen gücü olan “efendilerin” rıza göstermediği bir kişinin o makamları işgal etmesi mümkün değildi.

Sizlerin de malumu olan keşmekeş dolu yılları burada tekrarlamanın anlamı yok. Yıllar yıllar sonra, bu vatanın asıl sahibi olan fedakâr Türkiye Halkı kendi içerisinden, kendine hizmet edecek gerçek idarecilerini seçti. Bu elitler tarafından hazmedilmesi zor bir durumdu. Önce gerçekliğini anlamaya çalıştılar, realiteyi fark ettikten sonra tarifi imkânsız bir pervasızlıkla saldırmaya ve durumu lehlerine çevirmeye çalıştılar. Uzun süredir uygulamadıkları kargaşa, kumpas ve ihanet planlarını tek tek raflardan indirip uygulamaya koyuldular. Fakat o köle gördükleri, her fırsatta tahkir ettikleri halk, eski halk değildi. Yıllarca icraatlarıyla geçmişle rabıtasını kesmeye çalıştıkları ve bir bakışları, bir naraları ile sindirip, pusturdukları halk gitmiş, yerine geçmişinin farkına varan, özüne dönen, maneviyatının nelere kadir olduğunu anlayan Türkiye Halkı gelmişti.

Monşerler ve elitlerin hamleleri boşa çıktıkça azgınlıkları daha da artıyor. Hayvani bir içgüdü ile halka ve seçtiklerine saldırıyorlardı. Bir musibet bin nasihatten evladır, sözünün tezahürü olsa gerek, bu saldırılar esnasında, halk yıllarca kendinden gözüken, din diyanet diyerek duygularını ve buna paralel olarak emeklerini, bilgilerini sömüren hainleri de görmüş oluyordu. 2014 yılı Cumhurbaşkanlığı referandumuyla Millet-i Selim, selamete çıkışının adeta mührünü vuruyordu. Bütün tuzaklar boşa çıkmış, bütün hainlerin maskeleri düşmüştü.

2015 yılı genel seçimleri ise, bu güne kadar yapılanların içerisinde en mühim olanı, adeta “Yüzyılın Seçimi” diyebileceğimiz kadar önemli. Yeri gelmişken bir mukayese yapayım. Gezi eylemlerinde sözde bir sanatçı “Mesele sadece ağaç değil, sen hala anlamadın mı arkadaş ”diyordu. Anladık tabi arkadaşım, anladık ki, başarılı olamadınız, sen ve efendilerin. Ben de diyorum ki, “Mesele sadece vekil seçmek değil, sen anladın, ben anladım, artık herkes anladı arkadaşım” bu bir varoluş seçimi. Bu vatanın gerçek sahiplerinin seçimi. Bu ihanetin, timsah gözyaşlarının karşılıksız bırakılmadığı bir seçim. Bu toprağın karayağız delikanlılarının, devletin idaresinde ben de varım dediği seçim. Bu silahın gölgesinde oy isteyenlerin, maskelerinin düşeceği seçim. Kısacası bu seçim;

Yüzyılın seçimi… Anlıyorsun sen arkadaş… 

 
Etiketler: Yüzyılın, Seçimi…,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Nisan 2019
Tuhaf zamanlar
29 Ocak 2019
Adana Mutabakatı
10 Ocak 2019
Şimdi ne olacak; Şaşkınlığı(!)
19 Aralık 2018
Neler Oluyor…
04 Aralık 2018
Nereye kadar siyaset…
29 Kasım 2018
Suudi Rejimin meşruiyeti.
27 Kasım 2018
Seçilebilmek ya da Seçilememek
19 Kasım 2018
LİBYA paylaşılırken(!)
12 Kasım 2018
Görmezden gelinen katliam: ‘YEMEN’
05 Kasım 2018
4 Kasım’ın anlamı
30 Ekim 2018
Çöl Davos’u
24 Ekim 2018
İttifak, Müttefik ve diğerleri.
23 Ekim 2018
Bir ‘Kaşık’ suda fırtına!
29 Ocak 2017
Eski yazı
02 Ocak 2017
Ateşkese Doğru…
10 Aralık 2016
Demokrasiyi ‘Başkan’lasakta mı saklasak?
17 Kasım 2016
Ya Devlet Başa…
17 Ekim 2016
Abartıyor muyuz?
15 Ağustos 2016
Beyaz Geceler…
18 Temmuz 2016
Ooo Çocuklar, Bu kez başaramadı…
28 Haziran 2016
Renklerin dili…
17 Mayıs 2016
Dracula Siyaseti.
13 Nisan 2016
Nesli Muhafaza.
11 Mart 2016
Unpredictable
22 Şubat 2016
Güvenlik Şeridi
28 Ocak 2016
Türkiye İran –Yeni Bir Sayfa-
27 Aralık 2015
Paralel Anafor ve Terör
18 Aralık 2015
Hariciye ve İç Politika İhaneti
10 Aralık 2015
Rusya’ya Acem Oyunu…
25 Kasım 2015
Rüştün İspatı…
10 Kasım 2015
Umudun adı…
20 Ekim 2015
Kasım’a 10 kala…
22 Eylül 2015
Geçen haftadan devam...
11 Eylül 2015
Düne dair birkaç söz.
20 Ağustos 2015
Karmaşadan Düzene…
23 Temmuz 2015
Duyarsızlık ortak olmaktır…
26 Haziran 2015
Krizler ve Fırsatlar
12 Haziran 2015
Milli Mutabakat…
26 Mayıs 2015
Spontane yazı…
08 Mayıs 2015
Müsademe-i Efkâr
30 Nisan 2015
Et-tekraru Ahsen Velev Kane Yüz Seksen
25 Nisan 2015
Kaç Demirtaş’tan “Çipras” Çıkar?
Haber Yazılımı